Bazen şanslıyızdır. Herkesin istediği bize gelirse…
Bazen de şanssız. Kimsenin istemediğini kucağımızda bulursak…
Üreme sistemlerimiz de, solunum sistemlerimiz, sindirim sistemlerimiz gibi zaman zaman değişik hastalıklardan etkilenerek işlev bozukluğu gösterebiliyor. Üreme sisteminin kadınlık-erkeklik gibi hissetme ve davranma etkileri ayrı, neslin devamı için gebe kalabilme yetisi ayrı yetenekler. Cinsel sağlıkları açısından hiç bir eksiklik olmayan ve cinsel yaşamları tamamen normal olan çiftler için “gebelik oluşmaması” kucaklarında buldukları tatsız bir sıkıntı olarak ortaya çıkıyor.
Hastalık her dönemde vardı ve olmaya devam edecek. Üreme organlarına ait hastalıkların bazıları doğurganlığa engel olabiliyor. Öte yandan, modern dünyamızdaki petrokimya ürünlerinin ve dört yanımızı sarmış sentetik moleküllerin sağlığımız üzerinde olumsuz etkileri gittikçe hissedilir hal almaya başladı.
Acımasız rekabet içindeki şehir yaşamının stresi bile tek başına insanoğlunun canını artık yakmaya başladı.
Son onyıllarda insan soyu erkeklerinin sperm sayılarının düşüşünü bilim dünyası sadece gözlemleyebiliyor…
Kadınların evlenme yaşları veya çocuk doğurma arzuları yine modern yaşamın bir yan ürünü olarak ileri yaşlara erteleniyor. Şimdi çocuk istiyorum dendiğinde birçok kadında yumurtalıkların genç ve taze dönemi kapanmak üzere veya hatta kapanmış bile oluyor …
Sonuçta çocuk isteyen çiftlerin % 15 kadarı doktora başvuruyorlar ve kendilerine birer “infertilite” dosyası açılıyor…
Sonrası…
“Nedir bu infertilite?”
Doğanın canlılarında çoğalma ve neslin devamı için muhteşem bir düzen vardır. Yandaki resimdeki sirk gösterilerindeki muhteşem uyum ve zamanlamanın çok daha karmaşık hali hücreler hatta moleküller düzeyinde gerçekleşir.
Canlı bir organizma olarak, “bir kadın bedenini”, milyonlarca tuğladan meydana gelen “dev bir binaya” benzetecek olursak, bazı tuğlalarda o binanın tam bir planının varlığını varsaymamız gerekir. O tuğlalardan tek bir tanesi uygun bir çimento parçasıyla karşılaşırsa, kendisi gibi birçok tuğla oluşturabilir. Oluşan tuğlalar öyle bir düzen içinde dizilirler ki, katlar, pencereler, kapılar, merdivenler, hatta hatta asansörler, camlar oluşur ve o binanın tam bir benzeri yeni baştan oluşmuş olur. Çok mu mucizevi oldu? Hiç de değil? Annenize, babanıza ve kendinize bakın bundan daha az mı bir mucizesiniz?
Zaten Albert Einstein’in bir sözünde: “Hayatta ya hiç bir şey mucize değildir, ya da her şey mucizedir.” Sizce hangisi doğru?
İşte bazı şanssız çiftlerde bu mucizevi olaylar başlayamıyor. Aslında o iki kişinin yaşadıkları hayat mucizesi yine mucize. Her sabah uyanmaları, bedenlerinin tekrar dirilir gibi uykudan çıkıp beyinlerinden salgılanan uyarılarla ellerinin, kollarının çalışması, sesleri duyup, anlamlandırmaları, yorumlamaları… Hepsi mucize… Ama üreme ile ilgili mucizevi silsile başlayamıyor.
İyi de bizde ne olacak? Bu bir şans oyunu mu? Tombala çekmek gibi mi?
Evet, tam da öyle! Yani gebelik tombalası… Şansı olanlar hemen birinci çinko, ikinci çinko, tombala!…
Yeni evli bir çift nedensiz bir kaygıyla evlenmelerine 15 gün kala gelseler ve: "Biz çocukları çok seviyoruz, evlenir evlenmez çocuğumuz olsun istiyoruz. Olur mu acaba?" diye sorsalar, ne cevap verirsiniz? Hiç taş çekilmeden: "Bu karta çinko olur mu? Tombala olur mu?" demek gibi bir şey.
Kartlarda eksik, yırtık varsa olmaz tabii... Ama yoksa, kartlar normal görülüyorsa?
Bunun gerçek infertilitede karşılığı aşağıdaki tabloda verilmiş. İnfertilite olayına biraz farklı bir açıdan bakış getiriyor bu rakamlar. Denilen o ki, gerçekten infertil denirse üremesi hiç olmayan demek olur. Tedavi ile bile olsa demek ki gerçekten infertil değilmiş. O halde infertiliteyi "gebeliğin arzu edilen sürede gerçekleşmemesi" olarak kabul edelim denmiş. Günlük hayata daha uygun... Sıklıkla raslıyoruz, sizler de duyuyorsunuzdur:
Tüp-bebek tedavisinden birkaç yıl sonra kendiliğinden gebelikler, veya kaç tüp-bebek uygulamasında gebelik olmayıp sonrasında kendiliğinden olan… Ya da defalarca yapılan tüp-bebek tedavilerine rağmen bir türlü gebelik olmayan, sonrasında da olmayan…
O zaman bizim tedavilerle yaptığımız ne?
Galiba, gebelik olabilecek olanları bir an önce, bir kısmını da doğurganlık mevsimi tamamen geçmeden önce bebeklerine kavuşturmak.
Şimdi aşağıdaki bilimsel tabloyu inceleyin. Eşinizle birlikte ne kadar bekleyebileceğinizi kararlaştırın. Hangi kartı seçip bekleyeceğinizi tercih edin. Ama bilin ki, tombala sayılarının tümü çekildiğinde oyun çoktan bitmiş oluyor. Bu arada doktorunuza sorun, “Gebelik oluşmasına mutlak engel olabilecek bir sorun var mı?” Eksik, yırtık tombala kağıtlarıyla bekliyor olmayasınız diye…
Tabloda geçen yazıların Türkçe Çevirisi:
Category = Kategori
MFR = “Aylık Üreme Oranı” başharfleri ile kısaltma
Cumulative Pregnancy Rate After = Süre sonunda oluşan toplam gebeliklerin oranı (Örneğin. 6 ay sonunda ilk ayda, ikinci ayda, üçüncü vs ayda oluşan gebeliklerin toplamının oranı)
mo. = month kelimesinin kısaltması, yani ay
Superfertile = Aşırı üreme
Normally fertile = Normal üreme
Moderately subfertile = Hafif azalmış üreme
Severely subfertile = Ağır üreme güçlüğü
İnfertile = Hiç üreyememe
Bir de istatistiksel bir tahmin yöntemi var.
Yumurtlama problemi OLMAYAN, Ağır Erkek Faktörü OLMAYAN, İKİ TARAFLI TÜPLER KAPALI olanlar hariç:
http://www.freya.nl/probability.php?PCT=0 linkinden (İngilizce) bir yıl içinde gebelik beklentileri ile ilgili bir tahmin alabilirler.
“Çocuğumuz olmuyor, neden?” sorusuyla başvuran çiftleri önce dinliyoruz. Yani tıbbi adıyla anamnez alıyoruz. Daha önce yapılmış tetkik ve tedavi belgelerini inceliyoruz. Sonra da muayenelerini yapıyoruz. Sıra cevap vermeye geliyor.
Çok az bir kısmına “İşte neden budur, yapılacak iş de şudur.” diyebiliyoruz.
Bazı çiftlerde sorun “azoospermi”. Yani erkeği sperm sıvısında hiç tohum hücresi yok. Bu hasta grubuna gösterilecek yol net. Üroloji incelemesinden sonra spermin yapımında mı, yoksa dışarı gönderilmesinde mi problem var. Yapımda sorun varsa ilaçlarla yapım desteklenebilir mi? Dışarı gönderilmesinde problem varsa ameliyatla yol düzeltilebilir mi? Bu grubun çoğunda, neredeyse tamamına yakınında son çare cerrahi işlemle sperm elde etmek, sperm elde edilebilirse tüp-bebek yöntemiyle eşinin yumurtalarının döllenmesi işlemidir.
İkinci grup çiftlerde yumurta oluşmuyordur, ilaçla da uyarılsa cevap olarak yumurta gelişimi ihtimali yoktur. Kırk yaşını geçmiş hastalara “menopoz” tanısı koysak da daha genç hastalarda “prematür over yetersizliği” adını tercih ediyoruz. Bu durumda bu hanımlardan hiçbir uyarı ile yumurtlama gerçekleştirmek mümkün olmadığı için bu çiftlere de kısa ve net konuşabiliyoruz. Kendi yumurtanızla gebelik şansınız yoktur. Yumurta bağışı ise ülkemizde yapılmamaktadır. (Önemli Not: Özellikle çok genç hastalardaki prematür over yetersizliği durumlarında bazen istisnai durumlar olabilmektedir. Bu bulgulara rağmen, zaman içinde hastalık nasıl oluştuysa, oluştuğu gibi de kendiliğinden iyileşebiliyor. Bunun için bir tedavi yok, tedavi ile değil! Kendiliğinden! Belki de karşımızdaki hasta prematür over yetersizliği geri dönebileceği tek-tük şanslı hastalardan birisidir. Kim bilir? Belki de o hasta için umutsuzluk tamamen gereksizdir. Bunun için hiçbir hastaya kesin konuşamıyoruz.)
Tüpler kapalıysa da konuşulacak şeyler net ve kesin. Tüpler kapalı olduğuna göre siz şimdilik nişanlı gibisiniz. Spermlerle yumurtalar birbirlerine ulaşamıyorlar. Ya ameliyatla tüpler açılmaya çalışılacak, ya tüplerin açık olmasına ihtiyaç duymayan tedavi yöntemi (Yani tüp-bebek) ile gebelik şansı yakalanabilir.
Yine çok az bir grup hastada, rahim içinde polip, myom, bölme gibi somut engeller bulunabilir. Tedavileri cerrahi olarak bu durumların düzeltilmeleridir.
Gebelik oluşmasına engel olabilecek olan bu hastalıklarla ilgili özet, daha doğrusu kendi adıma bir hastanın anlaması yeterli diye düşündüğüm “öz” bilgiyi bu sitenin “Hastalıklar” bölümünde ayrı ayrı anlatmaya çalıştım.
Ancak, hastaların çok az bir grubu yukarıdaki başlıklar altında yer bulur. Büyük çoğunluğu “Unexplained İnfertility”dir, yani Türkçesi “Açıklanamayan İnfertilite”dir.
Şimdi isterseniz gebeliğin oluşmasına engel olabilecek başlıkları sırasıyla inceleyelim.
Hepsini bitirdikten sonra asıl büyük gruba, yani açıklanamayan infertilite konusuna tekrar döneriz.