Rahmetli büyükbabam köyünün okuma yazma bilmeyenlerinden biri. Askerde çavuş imiş. Babaannemi söylemeye gerek yok, okuma yazması onun hiç olmaz. Bildiğim beni çok sevdiği.
Babam ve iki amcam o zamanın şartlarında, 1940’lı 50’li yıllarda, lise mezunu olabilmiş, maaşlı olabilmişler. Büyükbabamın medar-ı iftiharları…
Babam “Gezici Köy Kurs Öğretmeni”, annem ev hanımı. Babamın kendi deyimiyle “Çocuklarına hiç haram lokma yedirmediği için Allah ödüllendirmiş kendilerini.” Bir öğretmen maaşı ile ben ve iki kardeşim üniversite mezunu olabilmişiz. Biz de babamın medar-ı iftiharlarıymışız.
İlkokulu babamın mesleğinin gereği, iki farklı ilin dört ayrı köy ilkokulunda bitirmişim. İlkokul son sınıfta öğretmenimizin önerisiyle babalarımız “Devlet Parasız Yatılı İmtihanına” bizleri götürmüşler.
Babam postadan gelen sonucu bana akşam söylememiş belki uyuyamam diye. Sabah “Koleji kazanmışsın oğlum.” dediğinde, ben sormuşum “Kolej ne baba?”. “Bilmem oğlum, sorar öğreniriz.” demiş babam.
Ordu’dan iki kişi kazanmışız Samsun Maarif Koleji’ni. Parasız yatılılar arasında ben de kolej öğrencisi oldum.
İdealist öğretmenlerimiz oldu. Gece yatakhanelerde dolaşan, uyuyan küçük çocukların yorganlarını düzelten, üstlerini örten müdürümüz vardı mesela… Sınıfımızda herkesin iyi kötü bir müzik aleti çalabilmesini başarabilmiş bir müzik öğretmenimiz gibi… Matematiği bulmaca çözer gibi işleyen, bizim başarılarımızla gurur duyan öğretmenimiz gibi. Üstlendiği sorumluluğu dolduramayanlar da vardı elbette. Hele bir yıl öğretmenliğimizi yaptıktan sonra aslında öğretmen olmadığı ortaya çıkan, sahte belgelerle atanmış bir öğretmenimiz de olmuştu mesela… Fena da fizik öğretmiyordu aslında…
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazandığımda çok sevinmiştim. Kayıt için İstanbul’a ilk gidişim gemiyle turistik mevkide 36 saatte olmuştu.
Benim bir tarafım olmamıştı o siyasi kavgaların çok olduğu dönemlerde. O dönemin deyimiyle “ot”tuk. Yani, ne sağcı, ne solcu, ne ak-genç, ne ülkücü, ne dev-genç… Yine de, her gün öldürülen öğrenci haberleri nedeniyle annem çok korkardı. Arada bir mektup yazarsam haber alırlardı sağlığımdan. Ben de evlat sahibi olduktan sonra anladım ne dayanılmaz olduğunu bu korkunun…
Uzmanlık eğitimimi İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’nda tamamladım. Dört yıllık eğitim döneminde, üç ayrı Anabilim Dalı Başkanımız oldu. Orkestra aynı olmasına rağmen, şefin değişmesiyle düzen ve ahengin nasıl değişebildiğini ilk defa orada gördüm. Birisinin yönettiği Anabilim Dalı’nda üniversiteliliğin, bilimselliğin tadını aldım. Ben de heveslendim.
Uzman olduktan sonra Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde akademisyenlik rüyam gerçekleşti.
Kasım 1991- Mart 2018 arasında 26 yıllık bir üniversite yaşamım oldu. Akademisyenin 3 farklı özelliği olmalı imiş: klinisyenlik, akademisyenlik ve öğretmenlik… Bilimsel makale yazma konusunda fazla becerikli olamadım doğrusu. Yetecek kadar yazdım… Ama iyi bir hekim olarak klinisyenlik, iyi bir eğitmen olarak öğretmenlik görevlerimi hakkıyla yaptığımı düşünüyorum.
Tıp gelişti, teknoloji gelişti… Ben de kopmadım. Kendimce geliştim, ufuklarımı genişlettim…
Bu süre içinde çeşitli bilimsel organizasyonlarda yer aldım.
Yine bir başka özdeyiş der ki: Semineri anlatan öğrenirmiş. Ulusal kongrelerde, kurslarda, çeşitli yerel toplantılarda ve tabii ki üniversitede sürekli bir şeyler anlattım. Dinleyenlerim ne kadar anladılar bilemem ama ilgiyle dinlediler hep… Ben de anlatacağım diye öğrenmek zorunda kaldım… :-)
Yurt dışı tecrübe olarak bir ay Hamburg’da, bir ay Houston’da tüp-bebek konusunda gözlemci olarak bulundum. Kongreler ve sempozyumlar nedeniyle farklı ülkeler gördüm. Yurt içi yurt dışı çok sayıda kursa katıldım. Her eğitimden sonra uygulamalarıma bir şeyler kattım… Kendimce bir birikimim oldu.
Almanya, Belçika, Danimarka, İsveç, Fransa, İspanya, İtalya, İsviçre gibi bir çok Avrupa ülkesinden, Kanada, ABD gibi Amerika ülkelerine, Mısır’ından Birleşik Arap Emirlikleri’nden Japonya’sına kadar epeyce yer, epeyce kültür gördüm. Kendimizle kıyasladım.
Son yıllarda GAPS, Fonksiyonel Tıp ve Fitoterapi eğitimlerini de aldım. Halen de devam ediyorum.
Malum… Eğitim şart! :-)
Bilmemek ayıp değil, öğrenmenin yaşı yok…
İdealist bir memur, ama acemi bir amir olarak iki yıl çalıştım o nahiyede (şimdi ilçe). Köy köy aşılama çalışmaları, ev dışında olan tuvaletlerin sıhhi tuvaletler haline getirtilmesi, poliklinik çalışmaları rutin görevlerdi. Öte yandan, Verem Savaş Haftası’nda kahvede insanları bir süreliğine durdurup eğitim yapmam, ortaokulda sağlık bilgisi derslerinde doğum kontrol yöntemlerini anlatmam, epeyce toy, ama oldukça radikal eylemlermiş. Meğer benim “durun ben verem anlatacağım” deyip eğitim yaptığım o kahvelerde illegal kumarlar oynanır, büyük paralar döner, jandarma zaman zaman baskın yaparmış.
Benim ortaokul öğrencilerine gebelik süresini hesaplamak için kullanılan formülü sınav sorusu olarak sormamı, öğretmenler birbirlerine gösterir kıs kıs gülerler, müfettişlerden saklarlarmış.
Ama ben çok yıllar sonra oralara gezmeye gittiğimde, o dağların yamaçlarındaki dağınık evlerdeki genç hanımların benim öğrettiğim gerçekten gerekli bilgilerle yaşadıklarını, kendi yaşamlarına o bilgilerle sahip çıkabildiklerini düşünüp, içten içe gururlanmıştım.
Sağlık ocağında amir olarak çalışırken, mesaiye beş on dakika geç kalanı görmeyeyim diye, on onbeş dakika oyalanır geç giderdim. Yine de benden sonraya kalanlar olunca, ertesi gün az daha gecikirdim. Sonra baktım ki onların geç kalışının gerekçesi benim geç geliyor olmammış. Ben bu eşikte iş disiplini beklerken sonradan öğrendim ki, o sağlık ocağında hemşire forması, ebe forması, sekreter forması benden önce pek giyilmezmiş.
Sağlık ocağının bahçesine 30 kamyon kadar toprak döktürdüm. Sanırım yol yapımındaki müteahhitlerden rica etmiştim. Çim ektirdim, çiçek ektirdim, akşamları sulardım. Süs havuzu yaptırdım. Ağaçlar diktim. 15-20 yıl sonra günübirlik geçerken uğradığımda, her ne kadar bahçe bakımsızlaşmışsa da, o kocaman ağaçları görmüştüm. Birkaç yıl önce ise, sağlık ocağının yerine polis karakolu yapıldığını, bahçenin ağaçlar da dahil yok olup asfaltla kaplanmış olduğunu görünce artık ziyaret edecek birşey kalmadığı kanaatiyle döndüm oradan. Hayat bu…
Cerrahpaşa’daki asistanlığımda evli, çocuk sahibi, askerliğini yapmış, hekimlik tecrübesi olan bir asistan olarak diğer asistan arkadaşlarımdan farklı bir yerim vardı hocalarımın gözünde. Kimisinden az öğrendim, kimisinden çok… Kimisinden yapacaklarımı öğrendim, kimisinden yapmayacaklarımı. Umarım haklarını helal etmektedirler.
Akademik yaşamım Ondokuz Mayıs Üniversite’sinde başladı. Kadın-Doğum kliniğinin her kademesinde çalıştım. Kendimce üzerime düşeni yaptım. Hafta aşırı dönüşümlü olarak haftalık icapçı nöbetlerini yaklaşık beş yıl tuttum. Bazen gecenin bir yarısı ıssız yollarda tek başına gelip, tan ağarırken eve dönerken, hiç tanımadığım bir insan için çabalamış olurdum. O özel anlarda, yeryüzünde “o hasta için, o anda, tek insan” olmanın tuhaf bir onurunu, belki de kibrini yaşardım.
İlk multidisipliner konseylerimizin bir kısmı, benim ve akranlarımın kıdemleri yetmediği için, azarlandı, devam edemedik. Bir kısmı büyüyerek, kurumsallaştı, diğerleri de yıllar sonra tekrar başladı, şimdi kurumsallaştı.
Yıllar önce bir sempozyum veya kongre organize etmeye çalıştığınızda şimdi eksik olmadıkları için farkında olunamayan imkanlar yoktu. Örneğin, Ankara’dan ve İstanbul’dan gelen hocalarımızın katkılarıyla yaptığımız sempozyumun yeri, şehirdeki DSİ toplantı salonu idi. Öğretmenevi’nde konaklatabilmiştik. O gece de Öğretmenevi’nde sular kesik imiş. Şehirdeki eski havaalanına uçak inişi hava koşulları nedeniyle her zaman mümkün olamadığı için uzun vadeli bir plan yapılamıyordu.
Çarşamba havaalanı açıldı. Danimarka’dan, Almanya’dan misafir cerrah davet edebildik. Yurt içinden bir çok katılımcı geldi. Üniversitemizin Kongre ve Kültür Merkezi açılmıştı. Ameliyathaneden naklen yayın yapabilmek için Samsun’da ekip yoktu. O zaman Samsun’da yayın yapan özel bir TV aracılığıyla İstanbul’dan gelen ekip ve ekipmanla bir Uluslarası Katılımlı Sempozyum yapmıştık. Yıl 1999 veya 2000’di sanıyorum.
2003 yılında profesör kadrosuna atandıktan sonra muayenehane açtım. 2009’da kapatıp tam gün olarak üniversitede çalışmaya başladığımda kayıtlı 8600 civarında hastam vardı. Hiç hakkını helal etmeyen olmuş mudur? Umarım yoktur, ama herhalde vardır. Bilerek kimsenin hakkına girmediğimi zannediyorum. Şimdi kalabalık bir ortama girdiğimde, çoğunun simasını hatırlayabildiğim, can-ı yürekten gülümseyen anne-babalar yaklaşıyorlar, yanlarındaki çocuklarını gösteriyorlar, doğumlarını yaptırdığım… Kimi bebek arabasında, kimisi kocaman gençler… Henüz doğumunu yaptırdığım bebekler hamile olarak gelmeye başlamadılar. Zaten öyle olunca bir kadın-doğumcunun emeklisi gelmiş demekmiş :-)
Sonra 2 yıl Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptım. Samsun çok da büyük değil. Herkes herkesin ne yaptığını biliyor…
O süre içinde 2012 rektör adayı belirleme seçiminde demokrasinin bir gereği ve hakkı olarak aday olarak ortaya çıktım, bine yakın öğretim üyesinin tercihine talip oldum. Seçimde öğretim üyelerinin % 3,5 kadarı bana oy verdiler. Yüzde 80 kadarı mevcut rektöre ve beraber yola çıkıp 4 yıl beraber yönetimde bulundukları rektör yardımcısına, yani iki “kuvvetli” adaya oy verdiler. Ben nasıl yorumladım? “Memleketimin mutlu çoğunluğu” dedim içimden… “Hayatımın kalan kısmını bana ve aileme bahşettikleri için” teşekkür ettim yine içimden… Bunlar duygularım. Mantığım ne dedi? “Demokrasi, seçildiğin zaman da, seçilmediğin zaman da ortaya çıkan iradeye saygılı olmayı bekler. Seçilen rektörümüzdür. Tebrik eder, başarılar dilerim.” Ben de öyle dedim.
Sonrası akademik yaşamıma devam ettim… Yandaki resim de o günlerden kalma…
Ve nihayet 2018 Şubat ayında üniversitedeki devlet memurluğu görevimden emekli oldum. Alacaksa alacak, verecekse verecek… Ödeştik diye hissettim. Artık alacak da verecek de kalmadığına göre dedim. Ve 2015 yılından beri kısmi zamanlı olarak çalışmakta olduğum Medical Park Samsun Hastanesi’nde tam gün çalışmaya başladım.
Yaklaşık 30 yıldır referans olarak gönderilen gebe ultrasonlarından elimi çekemedim. Bununla beraber, mesaimin tamamına yakınını VM Medical Park SamsunTüp Bebek Merkezi’mize ayırdım.
Güleryüzlü, güvenilir, titiz bir ekip oluşturdum. Bu güzel ekiple mutlu bir iş yaşamım oldu. Onları mutlu gördükçe ben huzur buldum.
Onlarla beraber yüzlerce, daha doğrusu binlerce çiftin anne baba olma çabalarına yardımcı olmaya çalıştık. Elbette bir çoklarında çaresiz kaldık. Ama yüzlerce kadının anne, yüzlerce erkeğin baba olma mutluluklarında yanlarında idik.
Zaman… Bazen umduğunuz, bazen ummadığınız yollar açıyor.
Samsun’daki tüp bebek merkezimizde ülke çapında belli bir yerlere gelince, hedeflerimizi büyütmek istedik… İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medical Park Florya ve VM Medical Park Pendik hastanelerinin tüp bebek merkezlerinin danışmanlıklarını üstlendik. Oralarda da güçlü, tecrübeli ve mutlu ekipler kurmaya çalıştım. Özellikle erkek infertilitesi ağırlıklı bir çalışmayı hedefledik.
Bin dokuz yüz doksan dokuz yılında yazıp yayınladığım Kısırlık Tüp Bebek Hasta Kılavuzu isimli kitabımı pdf formatında sitemin kitaplar bölümünde sevdiğim-tavsiye ettiğim kitaplar arasına koydum. Ücretsiz olarak isteyen okusun, isteyen istediklerine dağıtsın diye… İçindeki bilgiler çok yeni değil ama, temel bilgiler çok değişmedi. Yumurta yine aynı yumurta, sperm yine aynı sperm… Eskiden çeşmelerin üzerinde yazardı. Hayrat diye. O da rahmetli annemin hayratı olsun…
Zaman… Meslek yaşamımın devamı/sonu için bakalım bundan sonrasına ne diyecek?
Temmuz 2021… Şimdi bir paragraf daha ekleyelim. Hem bu “meslek yaşamım” sayfasına, hem de gerçek meslek yaşamıma….
Fonksiyonel Tıp sayfası… Bununla ilgili bir çok yeni sayfa ekledim, hatta tamamı bu konuya ait olan yeni bir web sitesi yazdım: fonksiyoneltipportal.com İlgi duyarsanız bol bol okuyabilirsiniz.
Bana “Sen çok Osmanlı kafalısın” derlerdi. Ben de derdim ki: “İkiniz de çalışıyorsanız, işten gelince ikiniz de yorgunsunuz. O yemek yapıyorsa sen salata yapacaksın, o bulaşık yıkıyorsa sen durulayacaksın. Ben işten gelince ‘yorgunum’ deyip ayaklarımı uzatmak isterim…”.
Nasip, kısmet… Ev hanımı bir eşim oldu. Yemek bulaşık değilmiş önemli olan… Meğer çocuk bakımıymış. Ben hiç hesap edememişim. Şükür üç evlat büyüttük. Bir gün demedik ki “çocuğumuza kim bakacak?” Anneleri hep yanlarındaydı evlatlarımızın.
Mesaisi hiç benden az olmadı eşimin. Güne hep birlikte başladık. Hemen her sabah kahvaltımız beraberdi, halen de öyledir. Evlendiğimizde bir ücra nahiyede sağlık ocağında çalışıyordum.
Mecburi hizmette, askerlikte, ihtisasa hazırlanırken, asistanlıkta, akademik kariyerimin her aşamasında… Yoklukta, varlıkta. Mutlulukta, darlıkta… Neye niyetlendiysem hep arkamda…
Büyük kızım baba mesleğini seçti. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Kadın Doğum sözlüsünde babasından sınava girdiğinde ortalama bir öğrenciden çok daha fazla zorlanmıştı :-) Ama, mezuniyet töreninde diplomasını babasının elinden alınca herhalde unutmuştur. Ben çok duygulanmış, çok gururlanmıştım. Aile Hekimliği Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı… O süre içinde hayat arkadaşını buldu… 2013 baharında anne oldu. Bu arada ben de büyükbaba oldum yani.
Baba kız birlikte ortak kurslara gittik, halen de bir çok eğitim toplantısına gideriz. Fonksiyonel Tıp Modüllerinde beraber öğrenci olduk. GAPS ve Fitoterapi sertifikalarını da birlikte aldık. Şimdi kendi özel muayenehanesinde fonksiyonel ile de genişlettiği perspektifi ile hekimlik mesleğini yapıyor.
Oğlum Samsun Fen Lisesi’nin bitirdikten sonra, Sabancı Üniversitesi’nde 2/3 burslu olarak mekatronik mühendisliği eğitimi aldı. Zürih’te ETH’da yüksek lisans eğitimini tamamladı. Almanya’da 3 yıl çalıştıktan sonra tekrar Zürih’e döndü. Ama artık öğrenci olarak değil kalifiye bir mühendis olarak çalışıyor… Orada da hayat arkadaşını buldu, Temmuz 2021’de de mürüvvetini gördük. Bir torunum da oradan geldi, ikincisi de yolda bugünlerde… Şükür…
Son beşiğimiz küçük kızım da Bahçeşehir Üniversitesi’de psikoloji eğitimini tamamladı. Bugünlerde New York New School’da yüksek lisansını tamamlamak üzere... Onun da düğün merasimlerini geçen yıl (2025) birisini Samsunb’da diğerini New Jersey’de yaptık, bitirdik. O da yuvasını orada kurmuş oldu. Ona da şükür...
Annemi maalesef 2018 Ekim’de kaybettim, babam şükür şimdilik sağ ve sağlıklı…